30 Eylül 2012 Pazar

Gönüllü Yenilikçiler




 Her toplumsal harekette destek verme eğilimi olan, yeni kurulan veya yeni yeni güç kazanmaya başlayan siyasi partilerin en önemli kozu olmuştur "Gönüllü Yenilikçiler". Lakin daha önce adlandırılmamış bir topluluktur. Tek bir sosyo-ekonomik sınıfa dahil olduklarını söylemek ve bunu doğru kabul ederek çalışmalara başlamak bir siyasi parti veya toplumsal hareket için başarının önüne çıkan en büyük engeldir, çünkü  "Gönüllü Yenilikçiler"i yalnız yoksullardan ibaret görmek büyük bir yanılgıdır, hatta yoksulların da tamamı bu sınıfa dahil değildir. Yoksulluğunu benimsemiş, şikayetçi gibi görünse de muhafazakarlaşmış yoksul kesim bu sınıfa dahil değildir. Lakin "Yeni Yoksullar" Eric Hoffer'ın "Kesin İnançlılar(The True Believer)" kitabındaki tanıma göre "mirastan mahrum bırakılmış veya malları gasp edilmiş gibidirler ve doğmakta olan her kitle hareketini olumlu karşılarlar. 17. asrın İngiltere'sinde, Püriten Devriminin başarısının yeni yoksullar sayesinde geldiğini de örnek olarak vermiştir. Düşkün yoksulların bu sınıfa dahil olmaması da ilginç görülebilir ama düşkün yoksulların amacının o gün de doymak ve barınmak olmasından ötürü hayal kurma, siyasal hareketlere katılıp hak arama gibi talepleri de yoktur. Bu yüzden illegal örgütlerin ve devrimci hareketlerin ucuz birer tetikçisi olmaktan öteye gidemezler. Bir genelleme yapmak gerekir ise hoşnutsuzluğun derecesi, istenilen amaca ulaşılacak mesafe ile ters orantılıdır. Hedefe yakın olanlar yani balın tadını bilenler ve balı görmüş olanlar bal kavanozuna ulaşma konusunda daha istekli olurlar. Balın tadını daha önceden bildikleri için Yeni Yoksullar eski günlerine dönme konusunda istekli olurlar, balı zaman zaman görmeye başladıkları için refah düzeyi son dönemlerde artmış olanlar daha arzulu olurlar yenilik konusunda. Lakin yalnız "Yeni Yoksullar" ve geçmişe göre duruma iyileştirilmiş olanlar yeniliğe daha açık olurlar. Hiç bir zaman elde edememiş insanın yaşadığı hayal kırıklığı çok daha zayıftır elde eden ama daha fazlasını istemeye başladığı halde ulaşamayan insanın hayal kırıklığına göre. Gönüllü Yenilikçilerin bir diğer üyesi ise delikanlı çağındaki gençler ve azınlıklardır. Devrimlerin genç devrimcilerin gücü ile yapılması ve otoriter yönetimlerin parlementolarında yaş ortalamasının çok yüksek olduğunu da göz önüne alır isek güzel bir örnek olduğu söylenebilir. Siyaset arenasında yeteri kadar temsil edilmediğini düşünen ve buna inanan toplumsal kesimler yönetim değişikliği için muhalefetin ihtiyaç duyacağı bir seçmen topluluğudur. Türkiye'den örnek verecek olur isek Ankara'da iktidara giden yolun İstanbul'dan geçtiği düşünülecek olursa genel seçimler ve belediye seçimlerinde İstanbul'u almaya niyetli bir siyasi partinin dindar görünümlü ve dinsel, mezhepsel azınlıkların sorunlarını dinlemeye ve çözmeye açık görünmesi başarıya çok yaklaştırır ama yeterli olmaz, çünkü samimi olduğuna seçmeni inandırmalı ve o şekilde görünmelidir. Ayrıca varolan yönetimden zarar görmüş kesimlerin desteğini almak ve onlara umut olmak, güzel bir başlangıç olur iktidara yürür iken, çünkü bu kesimler "Gönüllü Yenilikçiler"in birer parçasıdır. Toplumun en ufak birimi olduğu kabul edilen aile yönü ile de yaklaşacak olur isek zayıflamış veya parçalanmış ailelerin bireylerinin legal veya illegal siyasi hareketlere daha yatkın olduğu söylenebilir. Ailenin yıkılması, kolektif hareket etme ruhunu otomatikman geliştirir ve kitle hareketlerinin çağrısına uyma eğilimi yaratır Eric Hoffer'in iddia ettiği gibi.

         Topluma uymayanlar, kitlesel hareketlerin aradığı bir diğer kesimdir. Gerek yaşam tarzı ile gerekse ekonomik talepleri ile toplumun dışında kalmış veya bırakılmış kişilerin toplumsal hareketlerde yeri önemlidir. Lakin kendi içinde de ikiye ayrılır; yeni göç etmiş, yüksek öğrenimi yeni bitirmiş veya askeri görevinden yeni ayrılmış olanlar sadık birer üye olamazlar, çünkü hala var olan düzenden umutları veya kendi geleceği konusunda çıkarlarının varlığına inancı devam etmektedir. Her koşulda topluma uyum sağlayamayanlar ise arzu ettikleri bir şeye zihinsel veya fiziksel eksiklikleri nedeni ile ulaşamayanlardır ve bu kişiler bir başka işte başarılı da olsalar onları tatmin edemez. Genellikle bu kişiler bu meselelerinden ötürü kendilerini eritmeyi tercih ederler ve bir kollektif kimliğin içerisinde bireyselliklerini eritirler. İşte bu kişiler ihtiraslı siyasi hareketler ve siyasi partilerin ilçe teşkilatlarında faydalı olabilecek insanlardır. Kendilerine güvenini kaybetmiş olan aşırı benciller de bir siyasi hareketin en ateşli savunucularından birisi olmaya adaydır. Örgüt içerisinde rahatsız edici hareketleri olsa da örgüt dışındakilere karşı örgütün en ateşli savunucuları olurlar. Her koşulda topluma uyum sağlayamayanlar, siyasi hareketlerde aktif roller alıp başarılı olur iken aşırı benciller ise dışarıya karşı örgütün savunuculuğunu üstlenirler ve en büyük katkıları, belki de tek katkıları dışarıda örgütü savunuyor olmalarıdır. Mevki ve makam sevdaları dolayısı ile örgüt içerisinde muhalefet oluşturmaktan da çekinmeyecekleri için örgütte onlara karşı temkinli davranılmalıdır. Var olan yönetimin baskısı ile veya yönetimden ötürü bunalanlar da yeni oluşumlara yatkındırlar. Bu yüzden bunalımlı dönemlerde daha çok beliren bir kesimdir. Ekonomik, siyasi veya toplumsal sorunlardan ötürü bunalmış kesimler, var olan durumu her ne şekilde olursa olsun değiştirmeye daha yatkındırlar tıpkı hükümlüler ve hüküm giymiş olan bireyler gibi. Dini ve devrimci heyecanda olduğu gibi aşırı vatanseverlik de, suçluluk duygusundan kaçmak isteyenlerin uğrak merkezidir. Bu yüzden radikal sağ ve radikal sol örgütlerin iştahını kabartan bir kesimdir.

         Bu yazı ile siyasi örgütlere ve sivil toplum örgütlerine geniş kitleye ulaşmanın bir yolunu göstermeye çalışıldığı düşünülebilir. Bugünlerde mevcut yönetime karşı homurdanmaların arttığı bir ülkede toplumu yönlendirme ve siyasi hareketleri geniş kitlelere ulaştırma konusunda pek bir fikir alışverişi yapılmamaktadır, çünkü bu konu üzerine yeteri kadar çalışma yapıldığı söylenemez. Lakin çok sık bir şekilde nasıl bu yönetim gidecek diye sorulmaktadır muhalif vatandaşlar arasındaki sohbetlerde. İşte bu sorunun cevabının peşine siyasilerin, muhalif vatandaşların ve toplumbilimcilerin düşebilmesi için verilen ipuçlarının birleştirilmesi doğru bir başlangıç olabilir ve unutulmasın ki ilk defa kullanılan "Gönüllü Yenilikçiler" iktidar değişiminde kilit rol oynayacaktır.

6 Ocak 2012 Cuma

Memur Bey'i de yakalayın Memur Bey

Yıllarca devlet kurumlarında görev yapmış insanların tüm emekleri, geçmişleri, itibarları yok sayılarak tutuklanmaları da doğru olmayabilir ve suçu ispatlanmadan tutukluluğun olmamasından yanayım. 40 küsür seneni verdiğin devlet kurumuna bu defa eli kelepçeli girecek ise bir insan, mutlaka suçu ispatlanmış olmalı. Olur ya bir ihtimal gerçekten suçsuz ise ve bu ortaya çıkar ise pardon mu denecek ?

Kesinlikle bir ülkenin başbakanı da cumhurbaşkanı da genelkurmay başkanı da memuru da çöpçüsü de suçlu ise hüküm giyebilmeli, dava edilebilmeli ama insanların itibarlarını bir kenara atmadan olmalı tüm bunlar. İlker Başbuğ eğer suçlu ise güvendiğimiz bu insanın bunu yapmış olmasına üzüleceğim, eğer suçu yok ise de kendisinin hiç hak etmediği iftiralar ile itibarını çalmış olacağımızdan kendimizden utanacağım ve üzüleceğim. Mahkeme nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın üzülen yine bizler olacağız.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Ah Müjgan Ah'ı neden sevdim bilir misiniz ?

Ekşi Sözlük'ten muhterem bir arkadaşımız çok güzel anlatmış. Herkesin kendine ne şekilde uyarladığını çok güzel anlatmış.


Ah müjgan ah ile diğer türk filmleri arasındaki fark etkiledi beni. Klasik bir yeşilçam filminde, kadına bir iftira atılır, erkek anlık öfkesiyle kadını kovar, çocuğunu hırsızın uğursuzun eline bırakır, filmin sonunda ise barışıp her şeyi unuturlar.

Ben bunu anlamıyorum işte. unutmaz insan, unutamaz! Kim çektiği acının onu değiştirmediğini söyleyebilir? Kim onca yıl ve acıdan sonra içinde en ufak bir kin bulundurmaz tüm bunları ona yapana? Kimin kalbi katılaşmaz? kim "artık on kalbim olsa birini vermem" demez? o filmlerde öyle olmuyordu işte. her şey unutuluyordu. Acılar nihayete eriyordu. Oysa biz acıların nihayete ermediğini, kimsenin ölene kadar mutlu mesut yaşamadığını biliyorduk ama filmde izlemek güzeldi. Böyle bir şeyin var olabileceği düşüncesi güzeldi.

Niye seviyoruz bu filmi? çünkü gerçek, çünkü samimi! Sadri alışık'ın gazinoda Müjgan'ı anlattığı sahne, her ne sebeple olursa olsun tüm terkedilenlerin terkedeni anlatış şeklidir aslında. Benimse göz yaşlarımın sel olduğu sahnedir.

Param olsaydı aşkım kalırdıseve seve yanımda benimle yaşardı.

Ben "güzel olsaydım aşkım kalırdın" diye söyledim o şarkıyı. Yeterince güzel, yeterince zayıf olamadım onun için. Gözlerim yeterince güzel değildi, saçım yeterince uzun ve düz değildi, benim hiç bir şeyim onun idealindeki gibi değildi. Müjgan paraya gitti, benim aşkım daha güzel bir kıza ama işte ben Sadri Alışık gibi, onu hiç tanımayanlara onu anlatıyordum. yaşamak, onun gibi bişeydi. Onu unutmak, onu sevmemek... Böyle bir şey olabilir mi?

ama her şeye rağmen, Hüsnü istemedi Müjgan'ı. her şeyi onun için yapmıştı oysa. Aldığı ev, Müjganın çalışmaya gidip anlata anlata bitiremediği evdi. Parası vardı. Bakardı Müjgan'a, istediği gibi yaşatırdı onu. Müjgan da kendi isteğiyle gelmişti ama istemedi Hüsnü onu, çünkü O, o eski Müjgan'ı sevmişti. Ben, o eski adamı sevmiştim. şimdi kilo verdikten, kendimi makyajla vs standart güzellik kalıbına uydurduktan sonra bana gelse eski aşkım, ben kabul eder miydim onu? Unutabilir miydim çektiğim acıyı? Beni tekrar bırakıp gitmeyeceğine güvenebilir miydim? Güvenemezdim. Hüsnü de güvenmedi zaten. Yapamazdı. Özür dilemek, her şeyi unutup sineye çekmek için çok geçti. Hüsnü başka aşklara yelken açmalıydı. zipirinsan da unutmalı, yeni aşklara yelken açmalıydı.


(zipirinsan, 24.07.2009 22:58)

Umut

  Küçük istavrit, yiyecek birşey sanıp hızla atıldı kancaya. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acep gökyüzü.
     Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar.
     Ne çare, balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu; küçük istavrit anladı yolun sonu olduğunu; koca denizlere sığmazdı yüreği yüzerken. Oysa şimdi küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
     İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine; yavaşça karardı dünya. Başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.
     İşte tam o anda eğilip aldım onu; yürüdüm deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret sade bir tören ile saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederlerimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; bir kaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.
     Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme; sorar gibiydiler neden yaptın bunu diye. "Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye."

Şaşılacak Şey

 Bir zamanlar bir mezar kazıcı vardı. Çok uzun ömürlüydü. Yetmiş senedir bu işi yapıyordu.
Bir gün sufilerin meclisinde bir adam ona:
"Bir şey söyle, bir şey anlat bize!" dedi. "Bir ömür boyudur çukurlarda mezar kazar durursun. Yerin altında şaşılacak ne gördün?"
Mezarcı:
"Sana şaşılacak şeyi söyleyeyim" dedi. "Şaşılacak şey şu ki bu köpek nefsim, tam yetmiş yıldır mezar kazdığımı gördüğü halde bir an bile ölmedi..."

BRICS

BRICS, uluslararası arenada Abd egemenliğini hafifletebilmek adına oluşturulmuş ve kurumsal olmayan bir yapılanmadır ve Brezilya,Rusya,Hindistan,Çin ve Güney Afrika’dan oluşmaktadır. Alternatif bir güç oluşturabilme ve çok kutuplu bir uluslararası yapı oluşturabilmek adına kurulmuş olan BRICS, ekonomik açıdan Çin ve siyasal açıdan Rusya üstünlüğünde bir oluşumdur.


Oluşum içerisinde yer alan devletlerin farklı bölgelerden olması oluşumun bölgesel nitelikte değil, küresel nitelikte bir oluşum olma niyetinde olduğunun bir göstergesidir. Güney Afrika’nın oluşuma dahil edilmesi ise bölgesellikten ziyade küresel olma niyetlerinin net bir işaretidir. Ekonomik açıdan Meksika, Türkiye Ve İran’dan çok daha küçük olan Afrika ülkesinin oluşuma dahil edilmesi yükselen altın fiyatları ve küresel olma çabaları dışında bir sebep ile açıklanamaz.



Bazı araştırmacılar tarafından Francis Fukuyama’nın “Tarihin Son basamağı liberalizmdir” tezini çürüttüğü ifade ediliyor olsa da BRICS’in liberalizm ile ters düşmediği göz önüne alınacak olur ise pek de geçerli bir iddia olmadığı söylenebilir, çünkü BRICS liberalizmi yıkmak için değil, uluslararası arenada ABD egemenliğini yumuşatmak ve alternatif bir güç odağı oluşturabilmek için  vardır.



Ekonomik Yapısalcılık perspektifinde incelendiğinde BRICS’in ekonomik nüfuz ile yola çıkarak askeri ve siyasal üstünlük sağlamak amacı ile yola çıktığını söyleyebiliriz. Eğer BRICS askeri ve siyasal açıdan da üstünlük kurma çabasında değil diyenler olur ise , NATO’nun Libya Müdahalesi’ne Rusya, Çin ve Brezilya’nın tepkisi ve olası Suriye Müdahalesi konusunda Rusya’nın takındığı sert tavır ile askeri ve siyasi üstünlük amacında değiller tezi çürütülebilir. Zaten dünya nüfusunun %40’ına ve dünya ekonomisinin %25’ine sahip bir oluşumun “ekonomik dev, diplomatik cüce” olma peşinde koştuğu söylenemez.



BRICS’in yalnızca ekonomik bir işbirliği olmadığını bir çok örnek ile açıklayabiliriz. Bu örneklerin ilki Libya konusunda BRICS’in takındığı tavırdır ve bu tavır siyasal bir işbirliği olduklarının işaretlerinden yalnızca birisidir. En önemli ikinci hareketleri ise BM Güvenlik Konseyi’nde daha fazla söz sahibi olma istekleridir. Batı Amerika ve Batı Avrupa’nın BM’deki egemenliğini azaltma çabalarının örneklerinden biridir bu tavırları. BM tarafından İnsan Hakları açısından pek çok eleştiri ile karşılaşan BRIC ülkelerinin kapitalist sisteme adaptasyonlarının ve sanayileşmelerinin Avrupa ülkelerinden çok sonra olması göz önünde tutulur ise ucuz işçilik ve standartların üzerinde çalışma saatleri olağan karşılanabilir. Unutulmamalıdır ki sanayileşme dönemlerinde Batı Avrupa’da 18 saat çalıştırılan işçiler ve maden ocaklarında çalıştırılan çocuk ve kadınlar vardı. BRICS ülkelerinde şartların zor olması insanlığa aykırı olduklarının değil, geç sanayileştiklerinin bir işaretidir.


Mehmet BAŞKAN- Gazete Mavi'deki yazımdan alıntıdır.

Hayırlı Uğurlu Olsun.

Mehmet BAŞKAN için küçük ama insanlık açısından çok büyük bir adım oldu. Tüm insanlığa, hayvanlığa, sevdalılara ve metalara hayırlı uğurlu gelmesi dileği ile.