7 Ekim 2023 Cumartesi

Yahudi Toplumunun Soykırım Kaygısı ve İsrail Politikaları Üzerindeki Etkileri

 Şuan dünyada yaşayan 20 milyon civarı Yahudi nüfusunun yaşlıları ve orta yaşlılarının dahi canlı şahidi olduğu bir Yahudi Soykırımı yaşandı. Bu kadar taze bir varoluş korkusunun yaşandığı bir toplumun en özeli olan evinde güvenlik sorunu yaşaması, bayrama istila ve baskın ile uyanması herhangi bir toplumun vereceğinden daha sert tepkiler vermesine yol açacaktır.

Yahudi toplumunun soykırım yaşama korkusu bu kadar tazeyken saldırıya uğramaları, İsrail'in Filistin politikalarında daha sert davranmasına neden olacak. Bugüne dek İsrail'in Filistin politikaları uluslararası ilişkilerde karşılaştığı baskı ve iç politikada ılımlı yaklaşım talepleriyle yumuşatılıyor ve tıraşlanıyordu. Bayram günü yaşanan istila ile birlikte, Yahudi toplumunda ve uluslararası ilişkilerde Yahudi Soykırımı korkusuna ket vurabilecek bir güç kalmadı.

Yahudi Soykırımı ile bir daha karşılaşılma korkusu, İsrail'in Filistin'de Müslüman nüfusu göç ettirmesi ile sonuçlanabilir. Arap dünyası ile bir orta yol bulunmasıyla birlikte, Filisltin'deki Filistinli nüfusunun Türkiye ve İran gibi ülkelere göçü teşvik edilebilir. Yemen'de istikrarı sağlamak ve yeniden ihya projesi olarak şişirilerek Filistin halkının bir bölümünün oraya gönderilmesi dahi seçenekler arasında yer alabilir. İsrail'in Filistin'e karşı vereceği sert cevap, Filistin'de büyük bir göç dalgasına neden olabilir.

İsrail'in karşılaştığı baskın sonrasında şimdiye kadar olmadığı kadar sert ve kontrolsüz olacaktır. İsrail'in hem güvenlik güçlerinin itibarının düzelmesi, hem Yahudi toplumunun soykırım kaygısı, hem de İsrail iç politikası bunun için uygun bir zeminde birleşti. İsrail'in aleyhinde son zamanlarda olumsuz lobi faaliyetleri ABD'de artmaya başlamıştı. Ancak bundan sonra bu pek mümkün olmayacak. Meselenin bir İsrail - Filistin meselesinden ziyade medeniyet ve İslamcı radikaller olarak okunması için meşru bir zemin oluşacak. ABD'nin Suudi Arabistan ve Türkiye'ye İsrail konusunda dış politikada köşeye sıkıştırması da muhtemel görünüyor.

Türkiye'nin Azerbaycan ile olan ilişkilerini dahi etkileyecektir Türkiye'nin alacağı tavır. Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve Ermenistan ile Filistin'in daha yakın temasının olmasıyla birlikte Türkiye'nin cephesini belirlemede Türkçü cepheyle de sıkıştırılması muhtemeldir. ABD'nin Türkiye'ye İsrail ile ilişkiler konusunda tavır almaya yönelik uygulayacağı baskı, Türk Dış Politikası açısından bir sıkıntı barındırmasa dahi, Türkiye'de iç siyaset için sıkıntı doğuracaktır. Hükümete yakın medyanın henüz İsrail ile ilişkilerin iyileştirilmesi için hazır olmadığı ve söylem olarak hazırlaması gerektiği bariz bir şekilde görünüyor. 

Türkiye'nin Filistin'e yakın bir tavır alması, Türkiye'yi dış politikada ve ekonomide yalnızlaşmaya sebep olacaktır. İsrail'in Filistin'e karşı uygulayacağı politikalar neticesinde yaşanmak zorunda kalınacak veya programlanan göç programından Türkiye'nin etkilenmemesi gibi bir senaryo da çok zor görünüyor. Türkiye'deki muhafazakar cenahın Filistin'e karşı tavır almaması halinde Türkiye'de büyük bir Filistinli göçü sorunu da doğabilir. Filistin nüfusunun Suriye üzerinden Kuzey yönüne doğru göç etmesi veya Suudi Arabistan içerisinde var olması daha muhtemel görünüyor. İran'a göç her ne kadar ihtimal dahilinde görünse de, lojistik ve mezhepsel sorunlar sebebiyle pratikte çok daha zor olur. 

Türkiye'nin hem Doğu, hem Güney sınırları her geçen gün daha fazla kaçak ve sığınmacı ile karşı karşıya kalacağı bir senaryo oluşuyor. Türkiye'nin bu konu üzerinde bir politika geliştirmesi ve kendisini koruma altına alabileceği bir dahili ve harici politika üretmesi gerekmektedir. Aksi halde popülist politika ve söylemler, Türkiye'nin demografik açıdan daha büyük bir değişim yaşamasına sebep olacaktır. Umarım iç ve dış işlerde kadrolar gerekli politikalar üzerinde çalışmalarını yapıyorlardır.

İsrail'in dış politikada uygulayacağı sert politikalar, öncelikle Suudi Arabistan ve Mısır'ın tavrıyla birlikte okunmalıdır. Uzun zamandır Veliaht Prens Selman'ın Suudi Arabistan'ın modernleştirilmesi ve Batı ile ilişkilerinin yeniden kodlanması, İsrail için ayrıca bir fırsat oluşturmaktadır. Selman'ın İsrail'e karşı da daha ılımlı bakması ve radikal örgütlere karşı mesafeli olması, İsrail'in Filistinli örgütleri köşeye sıkıştırmasında etkili olacaktır. İsrail'in Rusya'yı bu konuda sıkıştırabilmesi için İsrail Suriye ilişkileri önemeli bir rol oynayacaktır. Lübnan'ın daha evvel karşılaştığı Filistinli nüfusu, Lübnan'ın daha da yönetilemez bir ülke haline gelmesinde önemli bir etken olmuştu. Yeni bir göç dalgasında Lübnan kendisini koruma altına almak isteyecektir ama Lübnan'daki Filistinli nüfusu tam aksi bir direnç gösterebilir. Lübnan'ın Filistinleşmesi gibi bir senaryoda da ihtimalle dahiline girer bu göç gerçekleşirse. 

Mısır ve Suudi Arabistan'ın geçmişe göre İsrail'e daha ılımlı yaklaşması, Türkiye'yi İsrail'den yana tavır almaya da zorlayabilir. Türkiye'nin ABD ve Avrupa açısından dış politika ve güvenlik politikalarında yerini koruyabilmesi için Suudi Arabistan ve Mısır'dan daha güçlü bir ortak olarak var olması gerekmektedir. Türkiye'nin İsrail'in yanında yer almaması durumunda, var olabilmek için tek rolünün Filistinli nüfusun göç yükünü karşılayan konuma gelmesi gerekmektedir. Türkiye için de en zarar veren senaryo da bu gibi görünüyor. Türkiye'nin suyun akışını değiştiremeyecek ise suyun akışına doğru konum alması, Türkiye'nin çıkarlarının korunması için bir ihtiyaçtır.

İsrail'in dış politikada Filistin'in yanı sıra, İran'a karşı da daha sert tepkiler vermesi de ihtimal dahilinde. İran'ın Filistin'e açık olarak destek veriyor olması, hem Filistin imajını zedeleyen bir diğer unsur olurken hem de İran'ın dış politikada daha dar alana hapsolmasında bir aparat olacak. Filistin'in Rusya destekli Suriye ve radikal İslamcı olarak tanımlanan İran'ın müttefiki olması, Filistin'in dünya siyasetinde savunulmasını daha da zor hale getiriyor.

İsrail'in dış politikasının sonuçlarını sıralayacak olursak. Öncelikle Filistin tarafında daha fazla orantısız güç uygulanması, İran'a karşı saldırı ihtimali, Lübnan'da Filistin politikası üzerine iç politikada yaşayacağı sorunlar, Türkiye'nin yeni göç dalgasına karşı önlem alıp almayacağı üzerine tartışmalar, Mısır ve Suudi Arabistan'ın modernleşme ve Batı'yla ilişkileri geliştirme çabalarının yeni bir eşikte geçmesi, Filistin'de nüfusun göçe zorlanması gibi sonuçlardır.

İsrail'de Kanlı Sabah ve Bölgenin Filistinli Nüfusundan Arındırılması

Tüm dünyada bu sabah Yahudiler bayram sabahına uyanacaktı. Çocuklar dans edecekti ve çocukların bu danslarıyla günü geçireceklerdi. Ancak Filistin'de organize olan HAMAS örgütünün üyeleri gerçekleştirdikleri organize saldırı ile İsrail'i kana buladı. 

Yüzlerce sivil öldürüldü. Öldürülen sivil kadınların kıyafetleri yırtıldı tekbirler eşliğinde. HAMAS üyeleri bu çektiği videoları gülerek TikTok ve benzeri yerlere yüklerken harika bir iş yaptıklarını düşünüyor ve övünüyorlar. Ancak bu yaptıklarıyla uluslararası arenada Filistin'in elini ne kadar zayıflattıklarından haberdar olmaları gerekir. Haberdar değillerse bu büyük bir aptallıktır.

Avrupa'da ve ABD'de Filistin propagandası için sivil eylemler ve etkinlikler düzenleniyor. ABD ve Avrupa halklarında bir karşılığı oluyordu. Haliyle Avrupa ülkeleri ve ABD son senelerde İsrail'in Filistin politikalarına karşı daha frenleyici bir tavır takınıyordu. Ancak Filistin tarafından yapılan vahşetin görüntüleri, Filistin'e bakış açısını değiştirecek. Avrupa ülkelerinde Yahudi cemaatleri çok daha yüksek sesle toplumda propagandalarını yapacaklar. Hatta bir süre Filistin lehine propagandanın tepki çekmesi bile ihtimal dahilinde.

Bir bayram sabahına İsrail'in istila korkusu ve ölümlerle uyanması, İsrail dış politikasında ciddi kırılmalara sebep olabilecek bir travmadır. İsrail'in bundan sonraki süreçte güvenlikçi politikalarını arttırması ve güvenlik zaaflarını kapatmak için saldırgan bir dış politika izlemesi gerekmektedir. 7 Ekim 2023'te günün ilk saatleriyle başlayan sivillere yönelik saldırı akınının neticesinin Filistin halkının öldürülmesi ve sürgün edilmesiyle sonuçlanacağını HAMAS yetkilileri de biliyordur. HAMAS'ın radikalleşmesi, İsrail'in iç siyasetinde radikal görüşlerin daha ılımlı kesimin susturulması anlamına geldi.

İsrail siyasetinde bundan sonra konuşulacak ve uluslararası arenada anlatılacak olan konu, Filistinlilerin bir başka ülkeye "kendi rızası" ile gönderilmesi olacaktır. İsrail'in Yahudilere güvenli olabilmesi için bölgenin Filistinsizleştirilmesi elzem bir ihtiyaç olarak ortaya konulacaktır. Filistin halkını kabul edecek devletlere, kabul edeceği Filistinli "yeni vatandaş" başına para ödemesi ve Filistinlilerin göçe zorlanması, konuşulması muhtemel konular olabilir.

İsrail bundan sonra iki devletli senaryo ihtimallerinin gündeme gelmesini dahi öfkeyle karşılayacaktır. Uluslararası siyasette bu tepkiye hazırlıklı olmak ve alışmak gerekmektedir. "Never Again" denecek ve İsrail'in Filistinli unsurları tamamen bölgeden uzaklaştırmasının en önemli mimarı elbette Filistinli radikal silahlı örgütler oldu. Filistin halkının en büyük düşmanının İsrail değil, Filistinli radikal örgütler olduğunu göç etmek zorunda oldukları bölgede belki bir gün fark edecekler. Filistin'de aşağı yukarı 5 milyona yakın insan yaşıyor. En az yarısının göç ettirileceği bir senaryoda Filistinlerin yerleştirileceği en önemli aday da Türkiye olur.

Türkiye'de Filistinli nüfusunun artacağı bir 10 sene yaşayacak gibi görünüyoruz. Türk Devleti'nin göç politikasında Suriye ve Afganistan'a davrandığı gibi yumuşak tavır alması halinde Türkiye'de yeni bir azınlık grubunun doğuşuyla karşı karşıya kalabiliriz.