29 Temmuz 2014 Salı
Ergenekon'dan Cemaat Operasyonuna Yolculuk
12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir eve yapılan baskın ile beraber Ergenekon süreci başladı. İçlerinde gerçekten suçlu olan, belki de hiçbir suçu olmayan insanlar da vardı. Lakin bu isimler birbirinden ayrılmadı ve devlet teşkilatlarının taraflı tutumları ile beraber yasama erkinde baskın olan AKP ile, yürütme erkinin başında olan aynı siyasi partinin henüz yargıya intikal etmiş olan dava hakkındaki beyanları ile bir hukuksal süreç olmaktan ziyade siyasi bir süreç haline geldi. Hukuksal bir süreç olmaktan çıkan bu yargılamalar esnasında kanıtlanamayan ama varlığı yalnızca tahmin edilen bir Gülen cemaati etkisi hissediliyordu. Ergenekon Davası sanıklarına karşı tutumları ile cemaat mensubu olduğu iddia edilen polisler ve savcılara toplumun birçok kesiminde çığ gibi büyüyen tepkiler geliyordu. 2012 yılında Odatv davası da Ergenekon davası kapsamına alındı.
Taraf Gazetesi'nin 2010'da Mehmet Baransu, Yıldıray Oğur ve Yasemin Çongar imzalı haberi ile Balyoz sürecinin de fitili ateşlendi.Çetin Doğan liderliğinde bir cunta yönetimi kurulmasının planlarının yapıldığı iddiası ile gündem bir anda değişti. Ergenekon süreci ile beraber yargı kararlarının siyasallığına toplumun birçok kesiminin inanmasından sonra Balyoz sürecinin de sağlıklı olarak yürütülmesinin önü kapatılmıştı. Nitekim, "Balyoz planlarını içeren bir CD de Gölcük donanma komutanlığında bulunuyor. O CD ise yapıldığı iddia edilen seminerden sonra 14 Mart 2003'de oluşturulmuş. Lakin CD içerisinde Office 2007 öğeleri barındırıyordu". Bu gibi emsaller ile beraber Ergenekon sonrasında askere kurulan bir kumpas olarak bu davayı görenler oldu. Belki de gerçekten asker içerisinde darbe teşebbüsüne niyetlenen ve bunun planlarını yapan kesimler vardı. Lakin Ergenekon süreci ile beraber toplumun siyasallaştığını düşündüğü ve tarafsızlığını sorguladığı mahkemeler, Balyoz'un da işleyişini aksattı. Siyasallaşmaktan kurtulamayan bu dava da siyasilerin ağzına meze oldu.
Koma Civaken Kürdistan yani halk tarafından bildiği adı ile KCK hakkında yürütülen davada da benzer hukuksuzluklar yaşandı. Metin Feyzioğlu'nun deyimi ile KCK davası bir utanç vesikasıydı Türkiye Cumhuriyeti için. Seçilmiş insanlar naylon kelepçeler takılarak tek sıra halinde yürütüldü. " Ergenekon veya Balyoz davası darbeyle mücadele davası olmaktan çıkmış, siyasi iktidara muhalif olanların susturulduğu, baskı altına alındığı bir hal almıştır. KCK davası madalyonun bir yüzüyse Ergenekon ve Balyoz madalyonun öbür yüzüdür. Birini görüp diğerini görmemek, inandırıcılığımızı zedeler." sözleri ile Metin Feyzioğlu Diyarbakır'da stajyer avukatlara yaptığı konuşmada Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarının siyasallaştırılmasından bahsediyor.
Ergenekon, Balyoz, KCK davaları ile Türk siyasal yaşamı gibi, Türkiye'de toplumu da şekillendirilmeye çalışılmıştı. Bu şekillendirmede ise yıllarca Fethullah Gülen ve cemaati aktör olarak görüldü ama aktör olmaktan ziyade güçlü bir piyon olmaktan öteye hiçbir zaman gidemediler. Nitekim bu güçlü piyon olmanın bedelini de toplumun zihnine davalar ile kazınarak ödediler. Bütün bu davalarda polislerin tutumu, yargı mensuplarının tutumu büyük bir eleştiriye maruz kalmıştı. Tuncay Özkan'ın kızı ve Nedim Şener'in kızına karşı polislerin tutumları ise gayet yakışıksız bir şekilde karşılandı. Nedim Şener'in küçük kızının elbiselerinin soyulması ve kontrol edilmesi gibi birçok örnek ile Fethullah Gülen cemaatine mensup polislere karşı toplum vicdanında sert bir tutum oluştu.
17 Aralık Operasyonu sonrasında Fethullah Gülen cemaati ile AKP'nin yolları belki de bir daha asla kesişmeyecek biçimde ayrıldı ve bu ayrılığın hem toplumsal, hem siyasal, hem de hukuksal boyutları oldu. Henüz devletin her bir odasına nüfuz edebilecek kudrete sahip olmadığı için Gülen ve cemaatine muhtaç olan siyasi erk, bir gün o güce eriştiğinde daha da derinleştirdiği Gülen cemaatini devlet kadrolarından temizleyebilecek kudrete ulaştığında bu temizliği yapmaktan da çekinmedi. Hala da bu temizliğe devam ediyorlar ve işte tam da bu temizlik noktasında Sokrates ve öğrencisi Eflatun gibi adaletsizlik yapmaktansa adaletsizliğe uğramak daha mı iyidir sorusunu sorabilecek kadar erdemli insanlar tepkilerini göstermeye çekinmeyecektir. Ergenekon, Balyoz,KCK davalarında olduğu gibi cemaat mensuplarına karşı girişilen hukuksal süreçte de hukuka intikal etmiş mevzular hakkında yorum yapmak yerine usulen doğru olmadığı noktalarda yanlışlıkların üzerine gitmeye devam edilecektir. Bugünün mağdurları çok yakın zamana dek madalyalı kahramanlar olarak anılan ve Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarında usulsüzlükler yapan polisler olsa dahi yapılan bir adaletsizlik var ise üzerine gidilmelidir. Geçmişte Nedim Şener'in minik kızını soyarak arayan polislerin bugün nezarette namaz kılmak zorunda kalan gözaltına alınan polisler olmasına aldırmadan "herkes için adalet" diyerek yapılan hukuksuzluklara ve yer yer zalimliklere karşı adil bir duruş sergilemeye devam edilmelidir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder